mikrofiber bez bayiliği klima bayilik
Hacıalioğlu çiğ köfte

2018 Ve Sonrası

Tarih: 21 Aralık 2017, 11:22 | Okunma :1540
Hayatımızın 2018 ve Sonrası Ne kadar göz bebeği varsa gele üst üste, Yine ayrı manzara ayrı görüş herkese. N.F. Kısakürek

Hayatımızın 2018 ve Sonrası

Ne kadar göz bebeği varsa gele üst üste,

Yine ayrı manzara ayrı görüş herkese. N.F. Kısakürek

 

1. Manzara

ABD’in, Kudüs’ü bir gecede İsrail’in başkenti kabul edildiği, Kuzey Kore ile ABD arasında yüksek dalga boyunda hareket eden cedelleşme, Suriye’nin durumu, özellikle ABD’nin Rusya’dan Kuzey Akım ve Türk Akımı 2 projelerine gelen sert tepki, İslam İşbirliği Teşkilatının karşı hamle olarak Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti tanıması, ABD’nin Türkiye yerine yavaş yavaş Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri ile kurduğu strateji (İsrail ezelden ortağıydı) ve benzeri dış jeopolitik ve stratejik riskler.

2018’in ilk aylarında baz etkisinden dolayı döviz ve enflasyonda nisbî düşüşler yaşansa da ileriye dönük durum çok net değil. Brexit görüşmelerini gidişatı, 2018 yılında Pound’u güçlendirecek. Dolar / Euro parite etkisinin azalması muhtemel.

Türkiye’de yaşanan enflasyonun temelinde arz sorunu var, talep yeterince bulunuyor. Tarım ürünlerinde arzı arttırmak gerekiyor. Bu durumda “tarlada 50 kuruş olan ürün mahalle pazarında 3,50 TL’den satılıyor, üretici kazanmıyor” ve “fındık Türkiye’de 3 toptancının elinde, İtalya’ya kilosu 11 TL’den ihraç edilen fındık, İtalya’dan kilosu 10 dolardan, işlenmiş olarak ithal ediliyor…” Canlı hayvan ve et ithalatı son derece zararlı, yerli ürünler kullanılmalı, yerli üretici desteklenmeli, üretici para kazanmıyor. Tarımda ve hayvan yetiştiriciliğinde devlet desteği sağlanmalı.

 

2. Manzara

Kasım 2017’nin son haftasında reyting kuruluşu Morgan Stanley, Türkiye için yaptığı büyüme tahminini 1 puan yükseltti. Yıllık büyüme oranını 2 – 2,5 puan yükseltmeleri gerekecek. 11 ay boyunca çok çok düşük olan tahmininin tutmayacağı ayan beyan ortadaydı. Goldman Sachs, JP Morgan, Morgan Stanley, Nomura ve diğerleri yükselttiler. yılsonu yaptığımız tahmin tuttu” demek için bu gerekliydi.

11 ay savunulan rakamları bir gecede değiştirdiler. Oranı yükseltmelerinin sebepler ise “ihracatın güçlü seyretmesi ve ithalatın artması bekleniyordu. Öte yandan, yatırımlardaki sert yükseliş, kamu harcamalarındaki düşüş ve tüketimdeki ılımlı görünüm, Devlete ait bazı kurumların geniş çaplı destekleyici önlemlerinin ve kamu harcamalarının da etkisi, kaldıraç, istihdam ve güven göstergeleri, özel sektör tüketiminde büyümenin 2017'nin ikinci yarısında da büyük oranda güçlü olmaya devam edeceğine işaret ediyorlar.”

Morgan Stanley ve Jp Morgan Türk Hükümetinin yerinde teşvik ve destek paketleri ile 2. Çeyrekte % 5.1 büyüdüğünü açıkladı.

Hükümet, neredeyse her konuda destek açıklıyor; hayvancılık, KOBİ destekleri, gelir seviyesi düşük ailelere TOKİ ile ev sahibi olma, ihracat desteği, üretim amacı ile ithalatta destek, dünyada en fazla gsm sahibi olan ülkeyiz, otomobil ihracat ve yerel satışında rekor kırıldı, belirli ürünlerde üretim rekoru kırıldı. Türkiye’deki otomobil sayısı geçen yıllara göre rekor seviyede arttı, uçakla seyahat eden yolcu seviyesi rekor düzeyde arttır. Turizm yatırım teşvikleri… Bu yıl gelen turist sayısı önceki yıllara göre %25 arttı.

Şuan dünyada 10 adet küresel büyüklükte proje inşa ediliyor, 6 tanesi Türkiye’de. Ekonomik kriz ve dalgalanmaya rağmen ihracat rekorlarını internetten okuyabilirsiniz. Aralık 2017 hariç kapasite kullanımı %80’e ulaştığı ihracatçı birlikleri tarafından açılandı.

Büyüme oranında “Çin’i dâhi geçtik” başlığını, gazetelerden okuduk.

Enflasyonsuz büyüme teori ve stratejilerden uzun zaman önce vazgeçildi. ABD ve Avrupa’da büyüme için enflasyon yükseltilmeye çalışıyor. Türkiye’deki enflasyonda kabul edilebilir seviyelere gelecektir. Ancak Türkiye’nin büyümekte olan ülke olduğunu unutmayalım.

İşsizlik 16 ayın en düşük seviyesinde, diğer taraftan kalifiye, liyâkat sahibi eleman daha zor bulunuyor. Özellikle hizmet sektöründe.

Dış ticaret açığı, Türkiye büyümekte olan ülke emsalleri gibi açık var. Ancak açık dengede ve çevrilebiliyor.

İki tip başarısız insan vardır; hiç kimsenin sözüne kulak asmayan ve herkesin sözüne inan…

 

Nostos - Algos

Ömrümün sonuna, başından daha yakın biriyim. Bir zamanlar yukarıdaki yorumları son derece sıkı takip eder, geleceğe ilişkin strateji belirlemeye çalışırdım, 2012 yılına kadar. Tokat gibi yüzüme çarpan olaylar, gerçeği görmemi sağladı. “Akıl mı istiyorsunuz?” yazısını http://www.iskuruyorum.com/haber/haber/1745-akil-mi-istiyorsunuz.html okuyabilirsiniz.

Türkiye’nin bilinçaltına yerleşmiş olan dolar üzerinden "kriz duygusu", ekonomik çalkantı algısı oluşturarak insanları farklı yönlendirilebiliyor. Algılama yönetimi tamda böyledir, elinize bir bilgi geçirirsiniz, istediğiniz yönde yorumlayıp, yorumlatarak hedef kitleyi etkilemeye çalışırsınız.

Ekonomi, finans programlarında hemen herkesin ağzında “ileri teknoloji yoksunuyuz”, yüksek teknolojiye sahip olmamız, üretmemiz, kullanmamız gerek vs. 2. Dünya harbinden çıkan Almanya, Japonya, İtalya, Fransa ve diğer ülkelerin hepsi o dönemin yüksek teknolojisine sahip değillerdi. Hepsi kaliteli ürünü çok makul fiyata üretip satarak, kazandıkları ile teknoloji üreterek bugünlere geldi. Türkiye kendi savaş gemisini, piyade silahını, arabasını, helikopterini, uçağını, tankını îmal edecek aşamaya tekrar geldi. Tekrar diyorum çünki ilk araba devrim 1961’de 4 adet üretildi, Anadol 1966 üretilmeye başlandı “Kaportasını eşek yiyor” manşeti ile ortadan kaldırıldı. İlk yerli uçağı 1925 yılında rahmetli Vecihi Hürkuş uçurdu VECİHİ K VI model kodu ile. İstanbul – İzmir uçuşunu izinsiz yaptığından sebep 15 gün ev hapsi cezası almıştı. İlk yerli lokomotif Karakurt, 1961 yılında raylardaydı. 1633 Lagari Hasan Çelebi seyirlik roket üretimi devamında, Bandırma Füze Klübü’nden Kirkor Divarcı ve arkadaşları, 1962 yılında Marmara 1 roketini imal ettiler (faili meçhul yangın). 1880 denizaltı îmâlâtı, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Killigil’in Haliç’teki silah fabrikası… Yalnız üretmiyoruz, tarihimizde keşfediyoruz. İçinden geçtiğimiz zaman dilimi de ileride tarih olarak yazılacak, örneğin helâl gıda sertifikası olan firmaların %80’inden fazlası gayr-ı müslimler tarafından alınması gibi.

Yunanca’da “nostos” geriye dönüş, “algos” acı çekmek demekmiş. Nostalji kelimesi, nostos ve algos köklerinden türemiş. Geçmişimize dönmek galiba acı veriyor; ne kadar istemekte. Bir çok insan kötü yönetimle kaderi, birbirine karıştırıyor.

- Tavsiyelerim

Yaşamın doğurduğu yoğun basınca dayanmalıyız. Basınçtan önce elmas, basit bir kömür parçasıydı. Halefsin Sumen.

İşadamlığı stratejik bir karardır. Zamanı ve zemini taktik olarak belirlenir. Askeri terminolojide dendiği gibi “stratejik hatalar taktik manevralarla kapatılamaz.” Önce stratejimizi doğru zemine oturtalım. Hangi alanda yatırım yapacağız, bilgimiz ne kadar, sermayemiz, ustalığımız, kabiliyet ve ekibimiz yeterli mi? Ne kadar zarar etmeyi göze alıyoruz. Bilim adamı gibi verileri toplayalım, inceleyelim, planlarımızı ona göre düzenleyelim. Atalarımız “geç olsun güç olmasın” demiş, stratejimizden vazgeçmeyiz, planımızda değişikler yaparız.

Stratejimizin sağlam temeller oturması için geçmişten bugüne tüm yazılarımda okuduklarımdan ve tecrübe ettiklerimden aktarımlarda bulunmaya çalıştım.Finansal konularda hiçbir oyunca tek başına karar verici durumda değil. Bilgi akışını takip edelim ama kapılmayalım.

Siz aday işadamısınız, şartlar sizin için hazır olduğunda, siz şartlar için hazır olacak mısınız? Babanın oğluna öğüdü “

- Tek Beceri ve Sıradan Yeteneğin Sonu

Başarısızlık, tekrar başlamak için en iyi fırsattır. Yeni girişimin daha akıllıca olması şartıyla” K. Abdelnour. İyi bir boks maçı seyircisi olmaktansa kötü bir boksör olmayı tercih ederim. Ringe çıkarım mücadele ederim.

Kral Büyük İskender, geometriyi öğrenmeye karar verir; ancak çok hızlı ve en kısa yoldan ister. Danışmanları Yunanlı Matematikçi Aristoteles’i önerirler. Aristo getirilir Kral’ın huzuruna, Büyük İskender “bana geometriyi öğret ama diğer insanlar gibi değil çok hızlı ve çabuk olsun” der. Aristoteles’in cevabı “geometri öğrenmenin krallara mahsus bir yolu yok” olur.

Yeteneklerin sıradanlaştığı günümüzde, tek beceri ile iş başarabilmemiz bitti, bitiyor. Türkiye’de ürün ve hizmet tanımları 16 milyon, meslek tanımları 12 bine, ABD’de 24 milyona, 32 bin sayısına ulaşmış durumda. Başarmanın bize özel yolu yok, diğerleri hangi yolu takip ettiyse bizde onu takip etmek durumundayız. Diğer taraftan ne zamana kadar takip, yeni yol aramanın zamanı gelmedi mi? Yeni bir yol biz bulamaz mıyız?

Dünyada iki insan başarıya ulaşmıştır: Yüksek maharet sahipleri ve yüksek sabır sahipleri” İmam-ı Gazali (Ks).

- Sermayemiz Beynimizde Olsun

Çoğumuz düşündüğümüz zannettiğimizde, ezberlerimiz arasında geziniyoruz. Oysa düşünmek, yeni bileşenlerle ortaya çıkmayı gerektirir. Çalışma arkadaşlarımız ve biz düşünmeyi iş edinene kadar, bir yere gitmiyoruz. Ve Ar-Ge’yi, Ar akla - Ge tir zihniyetinden çıkarmamız gerekiyor.

İş kurmak, iş adamı olmak edebiyatçı yazar, şair olmaya benzer. Victor Hugo, Dostoyevski, Balzac ve diğerleri gibi. Edebiyatçı romanı için konuyu, konuda geçen kahramanları, onların karakterlerini, yemek ve giyim zevklerine kadar, olayın yaşanacağı mekânları aydınlatmalarına kadar, rutubet kokusuna, ayakkabılarının eskiliğine kadar her şeyini detaylarına kadar planlar, zihninde oturtur sonra kâğıda döker.

Tarihte deneme aşamasında kalan romancıların hiçbirini tanımıyoruz ama Sefiller’i (1862), Suç ve Ceza’yı (1846), Faust’u ve diğerlerini üzerinden yüzyıldan fazla zaman geçmesine rağmen okuyoruz. Sefiller 1 yıl önce 2 farklı yönetmen tarafından yeniden filme alındı. Birinde Liam Neeson diğerinde Russel Crowe oynadı. Güçlü eserler ortaya çıkarmak için güçlü beyinler gerekir. Ve iş dediğim dünyada, esnaf değilseniz ekibiniz olmalı. Ve ekibiniz beyin gücü ile sizi zorlamalı.

Üstad Yahya Kemal, “Rindlerin Ölümü” adlı şiirini 4 yıl yayınlamamış. Okuyan herkes hayran, hemen dergilerde, gazetelerde yayınlanmasını öneriyor ama hayır. Üstad, ikinci kıtanın ikinci dizesinde kelimesi içine sinmediği için 4 yıl kelime araştırmayla geçiyor. İstanbul, İçerenköyü’nde (İçerenköy de diyebilirsiniz) katıldığı cenazenin defninde aradığı kelimeyi buluyor; esen rüzgâr servi ağaçlarını sallarken, “serinlik” veriyor ve şiir tamamlanıyor.

Ve serin serviler altında olan kabrinde,

Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.

 

- Seçkin İşadamı

İşimizin uzmanı, ustası olalım; uzmanlığın ve ustalığın ölçüsü nedir? Dünyadaki emsallerimizin hayranlığını kazandıracak kadar, usta ve uzman olalım.

İş adamı dediğimiz kişinin kitabında geçimini temin etmek, faturalarını ödemek, çocuklarını okutmak, araba almak gibi dünyadaki tüm insanların ortak paydası olan hedefler yer almaz. Bunlar en vasıfsız insanın dâhi küçük çabalarla giderebileceği ihtiyaçlar.

İşadamının fırtınalı ruhu olur, devlet, toplum ve kendi için idealleri bulunur. Sayın Fuat Tosyalı gibi.

65 yıl önce soba borusu üretimi ile işe başlayan firma, 2017 yılsonundaki değerinin 10 milyar doları bulması bekleniyor. Yurtdışındaki 6 milyar dolarlık yatırımı ile Türkiye’nin yurtdışına yatırım yapan en büyük sanayicisi oluyor.

İtibar biri işi elinizde tutmanız için gereken en büyük sermayedir. Karakter ise itibarınızı elinizde tutmanız için gereklidir.

Geçmiş yıllarda ihracat yapmanın %90’ından fazlası yurtdışına çıkıp müşteriyi sizin bulmanızdı, şimdi ise müşteri sizi buluyorlar.

Ülkemizin ve toplumumuzun seçkin işadamlarına ihtiyacı var. Ve bizi ancak engin ve derin bilgi, seçkin işadamı yapabilir. Ve derin, engin bilgi için, seçkin işine âşık olmak, deli olmak, düşünmek, kalbi canlı, yollara düşen kişi olmak gerekiyor.

- İletişimin Gücü

Slogan, tezahürat yalnız futbol maçlarında işe yarar. İcraatın seni anlatsın.

AIDS’in şifasını bulsan da toplumla iletişime geçmezsen iflas edersin. İletişimin konuşulmayan yönü muhatabında algı oluşturabilmesidir. Algıyı yönet, dünyayı yönet. Bunun için profesyonellerle çalış. “Bilginin Felaketi” başlığında yazanları sindir. Etkili olmayan iletişim araçlarından ve mesajlarından uzak dur. Toplumun seni yanlış tanımasından ise geç ama doğru tanıması ehvendir. Bizim için olumlu / olumsuz bilginin milyonlara ulaşması an meselesi. Sosyal medyada da marka ol.

Önemli olan fırsatları yakalamak ve değerlendirmek. Her şeyi olsa bile, fırsatları değerlendiremeyen kaybeder. İletişim fırsatları yakalamanın en önemli yoludur.

1950’lilerde ABD’de bir gazlı içecek rakiplerine ciddi fark atmıştı; “Yaşayacak çok şeyiniz var, ….’nin verecek çok şeyi var.” … hayatın zevkidir, algısı güçlü olarak vurgulandı. Hatta bir nesle damga vurduğunu “…. Nesli” tanımlaması ile öne çıktı. Rakipleri “…. İle her şey daha iyi gider” sloganı ile yetersiz bir çıkış yaptı. Dinamik olmayan, yaşlıların tercih ettiği sıkıcı bir içecek görüntüsü veriyordu.

1980’li yıllarda rakip firmalardan biri “altın standart” ve “gerçek tat” ürün imajı ile ön çıkmaya başladı, maliyet düşürücü çalışmalar ve tüm iletişim araçlarını kullandı. Ve dengeler değişti, artık eşitler arasında rekabet söz konusuydu.

Mükemmelliğin acımasız takipçisi. Toyota.

Yeterince iyi deyip bırakamazdık. Toyota.

İyi Şeyleri önce Crysler’den alırsınız. Crysler.

Zamanımızın biraz ilerisinde. Panasonic.

Casio, mucizelerin hiç bitmediği yer. Casio.

İmkânsıza inanmanız gerekiyor. Head Sport.

Yarın için yeni olan, bugün Singer’de. Singer.

- Kültürel Değerlerine Sahip Çık

Milletleri tarihte devamlı kılan 3 unsur bulunuyor: Tarihi ve kültürel miras, doğal kaynak, yerel kabiliyet. Ticari şirketler içinde durum bundan farklı değil.

Bugün gibi aklımda 1990’lı yıllar çok ciddi ekonomik buhranlar yaşıyorduk. O dönemde holding patronlarından biri “böyle olursa fabrikalarımızdaki işçilerin yarısını çıkarırız” demişti, Diğer bir holding patronu (şimdi rahmetli) “ceketimi satarım yine fabrikalarımdaki işçilerimi çıkarmam” demişti. Siz olsanız iyi günde, kötü günde kimin yanında çalışmak istersiniz. O halde, o kültürde biri olmamız gerekiyor. Medyada sık sık vurgulandı Ahilik Kültürünü canlandırma, tanıtma hayata geçirme konusu ancak yol alınamadı.

İsimlerini paylaşmayacağım bir İslam âlimi, diğerini ziyaret gidiyor. Hal, hatırdan sonra nasılsınız, ne yapıyorsunuz sorusuna “bulunca paylaşıyoruz, olmayınca sabrediyoruz” diyor. Diğer âlim “bunu Buhâra’nın köpekleri de yapıyor, biz olmayınca paylaşıyoruz, olunca sabrediyoruz” der. Olunca sabretmek üzerine düşünmenizi tavsiye ederim.

Yirmili yaşlarımda iş görüşmesi için Levent’teki binasına gittiğim firmanın lobisinde bekliyordum. Duvarlara, A4 kâğıttan biraz büyük ebatta, kaliteli malzemeye yazılmış sözler duvarlara monte edilmişti. Çok etkilendim, bazılarını not almak istedim, derken “Markamız (ya da kalitemiz) dinimizdir, taviz vermeyiz” yazısını okuduğumda her şey bitti. Beni, insan kaynakları yetkilisinin yanına götürdüklerinde “ilginize teşekkür ederim, ancak ben firmanızda çalışmaya uygun biri değilim, benim dinim İslam” deyip ayrıldım.

Lisanımız, inancımız, ananelerimiz, sanatsal değerlerimiz, dünya görüşümüz bu topraklara ve topluma özeldir. Duvarlara yazılan sloganlar, hamasi yaklaşımlar, hırs ile değiştirilemez. Kurum, kuruluş ve şahsın kaderinde yön belirler.

Bilginin Felaketi

1990 yılında Stanford Üniversitesi’nde Dr. Elizabeth Newton liderliğinde deney yapılıyor. Deneyde seçilen öğrenciler 2 gruba ayrılıyor. Gruptaki her öğrenci, diğer gruptan bir öğrenci ile eşleşiyor. Her öğrenciye o dönemin en çok bilinen ve ya çok klasik olmuş şarkılarında oluşan liste veriliyor. Eşleşen öğrencilerden önce biri kendi listesindeki şarkı melodisini eliyle ritim tutarak çalmaya başlıyor, karşı taraftaki öğrenci de çalınan şarkıyı tahmin etmeye. 1. Grubun çalması bittiğinde diğer grup elindeki listeyi çalmaya başlıyor ve 1. Grubun tahmin etmesini istiyor.

Sonuç, çalınan 120 şarkıdan %2.5’i biliniyor. Çoğu öğrenci karşı tarafı anlamaya çalışmaktan ziyade, kafasındaki melodiye odaklanmıştı. Çalınan melodiyi, zihnindeki isteğine, sevdiğine ve öğrendiğine uygulamak istiyordu. Özetle herkes kendi kafasına göre çalıyor, muhatabını anlamaya, mesajını doğru iletmeye gayret etmiyordu.

Kimileri, bu işi biz biliriz, diğerleri pek anlamıyor, zihniyeti ile hareket ediyor. İnsanı ilim ve bilgi kadar kendinden geçiren, haddini unutturan, “ben” dedirten, nefsini ilâhlaştıran başka güç bulunmuyor. Bilmediklerinin, bildiklerinden fazla olduğu gerçeğini fark edenleri tenzih ederim. İlim kendisine sahip olanı hâkim, otorite seviyesine yükseltir; o konuda her şeyi bildiği hissini uyandırır. Oysa her zaman daha iyi bir bilen bulunuyor. Hiç kimse bir konuyu tek başına bilemiyor, ihâta edemiyor. O halde daima araştırma, öğrenme halinde olmamız gerekiyor.

Ve

Düşünen, okuyan, araştıran, problemleri çözmek için birinci derecede öne atılan, çözen, kapasite sahibi, içinden çıkılmaz işlerin içinden çıkan, olmazları olur eden adam olalım. Bu işin üstesinden gelecek biri var mı? Sorusunun cevabı biz olalım.

Saygılarımla,

Mehmet Yanık

mehmetyanik@hotmail.com

© Bu yazı iskuruyorum.com için Mehmet Yanık tarafından yazılmıştır. Kısa alıntılar kaynak gösterilerek yapılabilir. Uzun ve tüm alıntı yapmak, yazarın veya iskuruyorum.com’un izinine tâbidir.



 

 

 

En iyi iş fikirleri listesi için tıklayın..

Yorum Ekle

Konu hakkındaki değerli yorumunuzu paylaşmak için lütfen formu kullanınız. Lütfen bu bölümden bayilik başvurusunda bulunmayınız firmanın telefonunu arayabilirsiniz. Bu bölümden yapılan bayilik başvuruları muhtemelen silinecektir.

Ad / Soyad

Email

Yorumunuz

Onay Kodu Lütfen Aşağıdaki Alana Yazınız




Aşağıdaki haberlerden hangisi ilginizi çekiyor ?

Son dönemin popüler girişimlerinden biri olan Adana su böreği dükkanı açmak için Ekiz Böre

Saloon Burger franchising ile yatırımcılar ile buluşmayı hedefliyor. Saloon Burger franchi

Adana baklava böreği dükkanı açmak üzerine hazırladığımız yazımızı okuyucularımızın dikkat

Metcom güvenlik sistemleri; plaka tanıma sisteminden başlayarak bir çok güvenlik sistemi h

Masum Beyaz diyabet ve obeziteyle mücadeleye yönelik gıda ürünleri satan firma bayilikler

klima bayilik
klima bayilik
wafflehouse bayiliği poba döner bayiliği

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi DMCA.com Protection Status