mikrofiber bez bayiliği on numara çiğ köfte bayilik
Hacıalioğlu çiğ köfte
parfüm bayilik

Franchising: Firmalar Yöneticiler

Tarih: 31 Mayıs 2017, 12:02 | Okunma :1677
Köşe yazarımız Mehmet Yanık'ın yazı dizisinin franchising veren firmaların yönetim şekillerinden örnekler verdiği yazısı.

- “Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiç bir zaman anlayamaz” Blaise Pascal; bir matematikçiden böylesine derin bir söz beklemiyordum.

Michael Dell’in “yetenekleri insanları etrafımda toplamak gibi bir hobim var” sözünü okuduğumda, içimden “bir iş adamının böyle tehlikeli hobiye sahip olmasını beklemiyordum” düşüncesi geçti.

En iyi oyunculara sahip olan şirket her zaman kazanır” düşüncesini hiçbir zaman benimseyemedim:

Türkiye’nin en güzide futbol takımlarından birinin teknik direktörlüğüne eski futbolcusu getirilmişti. Futbol oynadığı dönemde göz kamaştıran başarılara imza atmıştı; belki bu nedenle teknik direktörlüğe, büyük umutla getirilmişti. Takım Türkiye’nin ilk dördü arasındaydı ve diğer üç rakibinin transfer listesinde olan tüm oyuncuları kadrosunda toplamıştı. Öyle ki her biri başlı başına bir takımdı… Sonuç: Sezonun yarısında istifa etmek zorunda kaldı. Yenilgiler ardı ardına geldi, oyuncular koordine edilemedi, operasyonlar sonuç vermedi. Yeni teknik direktör ve kulüp başkanı tüm yıldızları transfer listesine koydu.

Ne kadar yetenekli olduğumuzun hiçbir önemi yok! Eğer düşünemiyorsak camii önündeki dilenciden farkımız olmuyor. Ben şuan için işini seven, sorumluluk sahibi insanı arıyorum. İşini seven kendini ve işini geliştirmek, müşterilerini memnun etmek için çalışır ve gayret eder. İşini seven insan bulduğumda ise işini nasıl yaptığına bakıyorum. Ve inanıyorum ki sevmek; şiir yazmak, resim yapmak gibi bir yetenektir.

- İlk franchising tecrübelerimde şahit olduklarım öğrendiklerimle, şahit olduklarımı harbe sokmuşlardı:

15 yılını franchisingte geçirmiş bölge yöneticisi arkadaşımla konuşuyoruz “abi bizim bir elimizde gül, bir elimizde sopa ile bayilere iş yaptırmaya çalışıyoruz” dedi. O zaman yüzüne karşı söyleyememiştim; bir elinde ödül diğerinde ceza ile iş yapanlar yalnız vahşi hayvan terbiyecileridir. İnsan ile iş yapacaksanız, insani yöntemler kullanmalıyız.

İşe başlayalı 2, 3 ay olan satış ve pazarlama yöneticisi ile konuşuyoruz “Mehmet, bunların (franchiseelerin) başka işleri, başka çareleri yok! Biz ne diyorsak yapacaklar, satacaklar…” görevinde birinci yılını dolduramadı; iş akdi feshedildi. Aynı satış ve pazarlama müdürü ile telefon konuşmasında “efendim bayiler (franchiseeler) yaz sıcağında limonataya çok talep olduğunu ve acilen menüye eklenmesini talep ediyorlar” dedim. Cevaben “ ne saçmalıyorsun bizim konseptimizde limonata var mı? Alternatif ürünlere yönelsinler dondurmalı buzlu ürünleri satsınlar…” dedi. Ve firmada bir yılını dolduramayan müdürden sonra, limonata franchiseelerde hem perakende hem litrelik olarak satmaya başladı.

Ve final “bayi ağzıyla konuşuyorsun, sen firmanı koruyacaksın, bizim para kazanmamız gerekiyor!” Merak ediyorum yalnızca sizin verdiğiniz ürünleri satmakla, sizin izin verdiğiniz dekorasyonu yapmakla, sizin onayladığınız menüyü kullanmakla ve personeli çalıştırmakla mükellef olan bayi para kazanmak istemiyor mu?

O firmada katıldığım son toplantılardan birinde zihnimdekileri ortaya döktüm, “Sayın ilgililer bu masaya bordrosunda bulunduğumuz firmanın haklarını korumak için oturuyorum ancak, sorumlu olduğum bayilerin (franchiseelerin) problemlerine çözüm bulmadan kalkmayacağım bilginiz olsun.İş yapmanın başında ruhsal enerji ve azim gerekiyor; prim değil. İnancıma göre çalışarak servet biriktirebilirsiniz ama rızık yalnız tayin edilen kadardır.

- Felsefe olacak ama insanların çoğu “ekmek, kazanmak, çalışmak, inanmak, satın almak, sahip olmak, yatırım yapmak, pazarlama, satış, müşteri, yaşamak…” ve daha birçok kelimenin muhteviyatını bilmiyor. Kelimelerin muhteviyatı gözle değil bakış açısı ile anlaşılır. Öncelikle baktığımız açıyı irdeleyelim… Şirketler personelleri kadar dürüsttür, personeller de firmaları kadar. Dürüstlük tarafların sahaya giriş iznidir. Zerrelerimize kadar işlememiş ise, sahaya çıkmak bile hata.

Çalışanların büyük çoğunluğu kalite ve saygınlık kazanmış ama kazandıklarının ne anlama geldiğini, yaşamlarına ne kattığını bilmeyen bireylerden oluşuyor. “İş yaşamı bir oyundur, oyunu kazanmak insanı mutlu eder” klişe kelimelerinin yanına ekleme yapmak istiyorum; kazanmak için kaybetmek mi gerekir bilinmez ama kazananın olması için kaybedenlerin olması gerekmez mi? İş dünyasında kazandığınız her şeyde yitirdiğiniz bir şey vardır, yitirdiğiniz her şeyde de kazandığınız…

Üzülerek şahit oldum ki şirketler çalışanlarına, para ile motivasyonlarının doğru orantılı gösteriyor. Bu durum maaş, prim ve benzeri değerleri ön planda tutmayı ve onun için çalışıp ona hizmet etmeyi gerektiriyor. İşi öğrenmek, meslek sahibi olmak, entelektüel bilgi, iş ahlakı sahibi olmak belirli bir azınlığın hedefinde.

Bizlerle görüşmeye gelen şirket temsilcilerinin ağızlarından çıkan sözlere dikkat edelim. Ölçülü ve üzerine düşünülmüş fikirler mi? Yoksa telaffuz edildikten birkaç dakika sonra unutuluyor mu? Not alma isteği uyandırıyor mu? Cevap “hayır” ise bilelim ki bizi, yapacağımız işi ve geleceğimizi ilgilendirmiyor. Sesin kalpten mi gırtlaktan mı geldiğini anlamaya çalışın. İnanarak gerçeği ifade etmeye çalışanın sesi kalbinden çıkar, diğerlerinin gırtlaktan. Daha net bir ifade ile prim için mi hareket ediyor, markaya mı hizmet ediyor.

İnsanın doğası olduğu gibi, şirketlerinde doğası bulunuyor. Temsilcinin verdiği örneklerin, anlattığının, konsept ve iş tanımının firma doğasına uygunluğunu değerlendirelim. Doğaya aykırı olan insana da aykırıdır. 2010 yılının başlarında kayıtlı 220, faal 175 franchiseesi olan bir firma tanıdım. Bir sonraki yıl hedeflediği franchisee bayi sayısı 1000 (bin) adetti. Merak ettim (2017/05 döneminde) araştırdım, hedefinin yarısının yarısını biraz geçmiş.

- “En büyük düşmanınız kendi aranızda, birbirinizle iletişim kurma tarzınız ise, dış rekabeti unutun gitsin” Jack Welch.

İletişimde açık sözlülüğün en geçer akçe olduğuna inanıyorum. Açık sözlülükle herkes yüreğini birbirine açmalı. Bende yüreğimi size biraz daha açayım, franchising görüşmelerini illüzyon gösterisine benzetebiliriz. İllüzyon gösterileri 3 bölümden oluşur:

1- Vaad, somut veriler ile söze gösterilir. Bıçağın keskinliği, sürahinin dibinin delik olmadığı, ipin sağlamlığı vb.

2- Dönüştürme. Olağan şeyler alınır, olağan üstü şeylere dönüştürülür. İnsan ortadan ikiye kesilir, şapkadan tavşan çıkar, İllüzyonda karşımızdakinin gerçek olmadığını biliriz ancak eğlenceli ortamda, nasıl olduğunu bilmediğimiz şekilde kandırılmak hoşumuza gider.

3- Final. Önemli olan kaybetmek, kesmek, uçurmak değildir. Kaybolanı getirmeli, kesilen canlandırmalı, uçurulanı güvenle yere indirmelisiniz.

İşin sırrını ararız ama göremeyiz; çünkü gözlerimiz, beynimiz, algılarımız eğitimli değil. Sır bizim görüş alanımızın dışında, sahnenin arkasında bulunuyor. Sihirbazları çoğumuz izler, alkışlar ama kim inanır?

Franchise görüşmelerini sonuna kadar dikkatle dinleyelim. Ve aklımıza yatmayan noktaları tekrar tekrar detaylandıralım. Açık, net, ispatlı cevaplar isteyelim. Ameliyathanedeki cerrah gibi, başlamadan önce tüm tetkik ve muayeneleri inceleyelim, başladığımızda gördüklerimizle, deneyimlerimizle hareket edelim. Unutmayalım ameliyat başladığında dönüş yoktur. Her sorunun cevabını tekrar tekrar düşünelim.

Temel her gün sırtında çuval, içinde taşıyabileceği kadar kum, altında bisiklet ile Gürcistan’dan Türkiye kaçak kum getiriyor. Gümrük muhafaza memuru Dursun işkillenmiş ama kanunen bir sorun olmadığından Temel’i durduramamış. Kumdan numune alıp laboratuvara tahlile göndermiş, kendisi çuvaldaki kumu boşaltmış, elemiş suç teşkil eden bir durum bulamamış. Yıllar böyle geçmiş Dursun emekli olmuş, Temel ihtiyarlamış köşesine çekilmiş. Dursun bir gün kahvede Temel’i yakalayıp “Temel sende bende ihtiyarladık, ben emekli olalı yıllar oluyor, sen kaçak kum işine yapamıyorsun, konuştuklarımız aramızda kalacak emin ol, o kumlarda ne vardı, laboratuvar bile bir şey bulamadı” demiş.

Temel cevap vermiş “Ne kumu! ben hiçbir zaman kum kaçırmadım ki, Türkiye’ye kaçak bisiklet getiriyordum, sen kumla meşgul oluyordun.”

- Bugün Pazartesi adlı kitabımda itirafımı, salim kafa ile dile getirmiştim. Son istifa ettiğim iş yerinden ayrılma nedenim neydi? Ciddiyim, kocaman bir hiç, ondan önce ayrıldığım işyerinden de kocaman bir hiç… Bu hiçlikle ilk işe başladığım firmaya kadar gittim. Suç bendeydi, samimiyetle itiraf ediyorum; bendeydi. Fikrini sorduklarım, önerilerini aldıklarıma da suç bulmuyorum.

Düşüncelerine güvendiğimiz insanlardan görüş almamız normal, onlar benim sorularıma cevap verdiler, sorularım objektif değilse, cevaplar nasıl olsun ki… Önce soru sormayı öğrenmeliydim; sonu kocaman bir hiç olmasın!

Düşünmeli insan, yersiz beklentiler doğurmadan önce, piyasa gerçekleri öğrenip, sektörel bilgileri alıp, çenesi yorulup susmadan önce düşünmeli.

Bu yazımızda tecrübelerimi ifade eden fıkralardan yola çıktım ve bir fıkrayla bitireyim:

Belediye otobüsüne doktoralı bilim adamı biner ancak otobüste oturacak yer yok. Oturanlara göz gezdirip ve üstü başı döküntü, saçı sakalı birbirine karışmış halde oturan dilenci kılıklı yolcuya yanaşıp “oradan kalkar mısınız? Ben oturacağım” demiş.

Dilenci kılıklık adam: Neden kalkacağım?

Doktoralı adam: Ben en saygın üniversitelerden birinde işletme fakültesi doktoruyum, talebe yetiştiriyorum, ülkenin geleceğini inşa ediyorum.

Dilenci kılıklı adam: Eee sonra

Doktoralı adam: Bir sene sonra Amerika’ya gideceğim orada doçentlik tezi yazıp doçent olacağım.

Dilenci kılıklı adam: Eee sonra

Doktoralı adam: İş dünyası ile ilgili kitaplar yazacağım.

Dilenci kılıklı adam: Eee sonra

Doktoralı adam: Sonra profesör olacağım, ülkeme gelip üniversitelerde ders vereceğim.

Dilenci kılıklı adam: Eee sonra

Doktoralı adam: Üniversitede dekan, rektör olacağım. Büyük işler yapacağım.

Dilenci kılıklı adam: Eee Sonra.

Doktoralı adam: Eeesi hiç işte, daha ne

Dilenci kılıklı adam: İyi ben senin olmak istediğin kişiyim, yani hiçim…

Siz bir vereyim, günümüzde bilgiyi tonlarca bulabilir hatta satın alabilirsiniz. Başarı ve zenginlik iç görü, ruh gözü ile kazanılır. Fırsatları yakalamaya yönelik, süreklilikten / monotonluktan kopuşu getirecek, inovasyona, hedefe yönelik iç görü ile kazanılır.

Saygılarımla,

 

Mehmet Yanık

© Bu yazı Mehmet Yanık’ın Bugün Pazartesi 2 adlı kitabından alınmıştır.

 

Önceki yazılar

 

  

 

 

En iyi iş fikirleri listesi için tıklayın..

Yorum Ekle

Konu hakkındaki değerli yorumunuzu paylaşmak için lütfen formu kullanınız. Lütfen bu bölümden bayilik başvurusunda bulunmayınız firmanın telefonunu arayabilirsiniz. Bu bölümden yapılan bayilik başvuruları muhtemelen silinecektir.

Ad / Soyad

Email

Yorumunuz

Onay Kodu Lütfen Aşağıdaki Alana Yazınız




Aşağıdaki haberlerden hangisi ilginizi çekiyor ?

Yazarımız Mehmet Yanık'ın iş dünyası ile ilgili makalesini değerli okuyucularımızın beğeni

Damacana su bayiliği alarak sucu dükkanı açmak üzerine iş fikri değerlendirmesi

Yazarımız Mehmet Yanık'ın marka odaklı yazısını değerli okuyucularımızın dikkatine sunuyor

Türk damak tadına uygun çay demleme otomatları üreticisi SwarTea, bayi ağını genişletme ka

Yazarımız Mehmet Yanık'ın franchise ve marka ilişkisini konu aldığı yazısını beğeninize s

parfüm bayilik on numara çiğ köfte bayilik
parfüm bayilik on numara çiğ köfte bayilik
auto wax bayilik

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi DMCA.com Protection Status