mikrofiber bez bayiliği on numara çiğ köfte bayilik
Hacıalioğlu çiğ köfte
parfüm bayilik

Franchising: Güç Markada

Tarih: 13 Eylül 2017, 12:01 | Okunma :457
Yazarımız Mehmet Yanık'ın franchise ve marka ilişkisini konu aldığı yazısını beğeninize sunuyoruz.

1800’lü yıllardan itibaren “marka”dan söz edebiliriz. Ondan öncede marka değil ama usta hikayeleri var. Osmanlı tarihini okurken tevafukken karşılaştığım ok, yay, kılıç ustası isimleri oldu. Usta Yeniçeri askerleri teçhizat alırken bu isimleri özellikle ararmış. Aynı şekilde nalbant, şekerci, tütüncü, kahveci isimlerine de rastlarız ancak bunlar bir kişi ile doğan ve ölen üstün kalite örnekleri.

1900’lü yıllara gelindiğinden talep patlaması yaşanıyor, üretim çok az olduğundan ne üretilirse satılıyor. Stoklama, fire maliyetleri hesaba katılmıyor. Bir müşteri küserse 100 tanesi sırada bekliyor, “müşteri memnuniyeti” rüyalarda bile geçmiyor. Birçok kitapta hocalar bu dönemi “Ne üretirsem satarım yılları” sözleri ile niteliyor.

1920’lerde firmalar pazarlamayı keşfetmeye başlıyor. Özetle satış “müşterinin bizim ayağımıza gelmesi”, pazarlama “bizim müşterinin ayağına gitmemiz” cümleleri ile tarif edilebilir. Müşterinin ayağına temsilci gönderen firmalar diğerlerine nispetle üç, dört kat fazla ciro yapmaya başlıyor. Ve firma yöneticileri ürettikleri mallar kadar, pazarlanmasını da düşünmek zorunda kalıyor. Aksi halde ürünün depoda kalması, müşterinin farklı tedarikçi bulması işten bile olmuyor. Birçok kitap ve hoca “bilimsel pazarlamanın” doğuşunu bu yıllardan başlatıp, “iyi üretir, iyi pazarlarsam satarım dönemi” cümlesi ile adlandırıyor. Markaya yönetimine ilişkin veriler bu yıllarda doğmaya başlıyor.

1950’li yıllarda 2. Cihan harbi bitmiş, harbin doğurduğu (radyo frekansı ile haberleşme, uçak, araba, basın – yayın…) teknoloji sivillerin hizmetine sunuluyor. Uzak mesafelere bomba taşımak ve atmak üzere geliştirilen uçaklar, gemiler, motorlu taşıtlar sivil seyahatlerde, radyo frekansları eğlence, müzik programlarının yayınında, propaganda olarak kullanılan gazete ve dergiler haber, moda ve aktüalite için yayınlanmaya başlıyor.

Firmalar medyanın gücünü kullanmaya gazete, dergi, radyo ilerleyen süreçte televizyonun, tüketici tercihleri üzerindeki gücünü keşfetmeye başlıyor. Bu yıllar “bilimsel reklamcılığın” gelişmeye başladığı dönemdir. Üretimin ve pazarlamanın yanına reklam çalışmaları da ekleniyor.

1970’li yıllarda firmalar satış, pazarlama ve reklam faaliyetlerinin doğru programlanması, artan reklam kanallarının yönetilmesi ve yönlendirilmesi, olumsuz reklamların yayınlanmadan engellenmesi amacı ile “Halkla İlişkiler” (public relations) çalışmalarına yöneliyor. Firmalar artık “kaliteli üretecek, iyi pazarlayacak, dikkat çekici reklam yapacak, firma ve ürünlerini potansiyel tüketiciler tarafından sevilmesi” için çalışmalar yapacaklar. Konuya ilişkin üniversitelerde bölümlerin açılması bu yıllarda başlıyor.

1990’larda “insan değerleri yönetimi” de marka karmasına dâhil ediliyor. Firmalar konusunda uzmanlaşmış, sermayesi beyninde olan, değer üreten ve değeri arttıran kişileri bünyesine katmaya ve uzun süre çalışmaya ikna etmeye başlıyor.

Günümüzde firmaların ötesinde şehirler ülkeler markalaşıyor. Yalnız Paris’e 50 – 60 milyon / yıl turist gelirken, ülkemize 25 – 30 milyon / yıl turist geliyor. Bir ile “marka şehir” diyebilmek için ortalama 7 milyon / yıl turist gelmesi gerekiyor. Şehri markalaştırma PR (pazarlama, reklam, hizmet üretimi…) yönetimi ile başlıyor.

Artık ürünler arasında büyük farklar kalmıyor, üreticiler aynı bilgi ve teknolojiye ulaşma, kullanma imkânına sahip. Tüketiciler, talep ettikleri ürüne ilişkin bilgilere dahası son kullanıcının tecrübelerine çok hızlı ulaşabiliyor. Diğer tüketicilerin ürünü nasıl anlamlandırdıklarını, memnuniyet dereceleri ve diğer kıymetlendirmeleri birkaç tuşla edinebiliyor.

Tüketici beraberinde marka itibarı arıyor. Çünkü markaların uzmanlık alanlarının başında müşterinin duygularını hissetme, hitap etme, ürün ve müşteri memnuniyeti vaadleri yer alıyor. Ülker Grubu Yönetim Kurulu Başkanı rahmetli Sabri Ülker için “müşteri şikâyetlerini son derece dikkatli takip eder. Toplantılara bizzat katılır, şikâyetlerinin azaldığını gördüğünde “ne oldu ilgilenmiyor, şikâyetleri dikkate almıyor musunuz? Neden azaldı? Soruları ile ekibi yönlendirir” yorumunu okumuştum.

İtalya’dan ihraç edilen tekstil ürünlerinin kalitesi Türkiye’de üretilenle eş değer olmasına rağmen, fiyat karşılaştırması yapıldığında 10 misli kadar fark edebiliyor. Ve dünya çapında Türkiye’de üretilen ürünlerden daha fazla Pazar payına sahip Türkiye’de işçilik fiyatları sabit gider ve diğer maliyet kalemleri daha uygun ya marka değeri... Aradaki fark ülkeye ait katma değer ve markadan geliyor. Markanın itibarı değer sağlıyor.

Gıda üretimi üzerine franchising veren firmanın imalathanesini ziyaret etmiştim; ürünlerin belirgin reçeteleri olmadığını, ustanın göz kararı şeker, un ve diğer malzemeleri karıştırdığını, mekanik bir tartının köşede bir masanın üzerinde olduğunu, ustanın elektrikli karıştırıcı yerine kolunu dirseğine kadar sokarak çalıştığını görünce ani refleksle ustabaşına dönüp “bunu insana mı yedireceksiniz?” dediğimi hatırlıyorum.

Mehmet Yanık’ın marka tanımı:

Tecrübe ve okuduklarımdan edindiklerime göre marka,

Ürün , hizmet, kalite, ambians, standart, statü ve hepsinden önemlisi güven unsurlarından birkaçı veya hepsinin birleşimi ile müşteride sadakat ve vazgeçememe hissi doğurup devam ettiren kurum ve kuruluşlara tüketicilerin tanıdığım imtiyazdır.

 

Tanımdan da anlaşılacağı üzere çok fazla teknik ve görsel konunun sanatkârca cem edilmesi, entegrasyonu ile ulaşılan bir durum olup hiçbir zaman sonuç olarak nitelendirilemez. Şansına markalarda olabiliyor; bir albümle parlayıp sönen şarkıcılar gibi. İsimleri ve sesleri fotoğraf makinası flaşı misali bir yanıp söndüler. Çok güzel Karadeniz pidesi pişiren 15, 20 sandalyelik kapasitesi olan usta tanıyorum. İstanbul Anadolu yakasında oturan birçok kişi belki müşterisi olmuştur. Tereyağı, peyniri, yumurtası, unu Doğu Karadeniz’den geliyordu, etleri ve kavurmayı ismi kendinde saklı bir kasaptan alıyordu. Öğlen ve akşam vakitleri gittiğimizde kuyruğa giriyorduk. Duvarda, dükkana gelen meşhur sanatçıların fotoğrafları vardı; ancak hiçbiri arabeskçi değildi, Türk Sanat Müziği sanatçılarıydı. Dükkana 40-50 metre kala tuzlu tereyağı kokusunu teneffüs etmeye başlardık. Pidenin lezzeti zihnimizde canlanır, normal 1 tane yetecekken 1,5 sipariş verirdik.

Kadıköy ilçesinden taşındığımızda gidemez olduk, lezzeti damağımızda hatıraydı. Önce bir gazetede haber olarak gördüm, 2 tane şube açmıştı, şube mi franchise mı tam hatırlamıyorum… Büyük heyecanla şubelerinden birine gittim, ödediğim para değil de hayal kırıklığım beni çok üzmüştü. Şubeye giderken eve de paket yaptırırım hayali vardı… Birkaç aya kalmadı firma sahibi her iki şubesini birden kapattı. İş hacmi ve ciro düşüklüğünden olduğunu zannetmiyorum, benim gibi küçük yaşlardan beri müşterisi olanların olumsuz eleştirilerinden olsa gerek. Bu ustalara tavsiyem kendi adları ile şube ve franchise açmamaları. Ürün reçeteleri kendilerine ait olsun, ancak yeni bir tabela ismi ile çıkış yapsınlar. Tarihi olan bozulmasın…

Şüphesiz başarılar kariyer merdiveninde basamakları oluşturuyor, onlarla zirveye çıkmaya başlıyoruz. Ancak başarısızlıklar, hatalar bu merdivenin en sağlam korkulukları ve tutamaklarını oluşturuyor. Çok yükseğe çıktığınızda bile sizi sakatlanmalara yol açacak düşüşlerden koruyor” Mehmet Yanık

Geçenlerde Anadolu Yakasının gözde alış veriş merkezlerinden birine gitmiştim. Giriş katında sağda gıda üzerine yeni bir işletme açılmış. Firmanın dekorasyonunda hakim olan beyaz ve mavi renklerden Ege Bölgesine ait olduğu anlaşılıyor. Kanaatimce dekorasyonda ciddi hatalar yapılmış. Bir fotoğrafa bakıyor olsaydım büyük keyif alırdım ancak daha girişte mavi sandalyeler tamamen ahşap, nostalji güzel ama 5 dakika sonra konfor aramaya başlıyor insan. Masalar dersen bir başka kısaca kuverler “hadi çok bekleme yemeğini ye de çık git” der gibi. Duvar detayları da dükkânı salaş gösteriyor. Yukarıda bahsetmiştik çok mahir bir ustaya ait tek bir işletme ise fazla sorun yok. Ancak şubeleşecekseniz, franchise verecekseniz bu şekilde olmuyor…

 

Mehmet YANIK

mehmetyanik@hotmail.com

© Bu yazı Mehmet Yanık’ın iskuruyorum.com için yazdığı makaledir. İzinsiz çoğaltılamaz

 

En iyi iş fikirleri listesi için tıklayın..

Yorum Ekle

Konu hakkındaki değerli yorumunuzu paylaşmak için lütfen formu kullanınız. Lütfen bu bölümden bayilik başvurusunda bulunmayınız firmanın telefonunu arayabilirsiniz. Bu bölümden yapılan bayilik başvuruları muhtemelen silinecektir.

Ad / Soyad

Email

Yorumunuz

Onay Kodu Lütfen Aşağıdaki Alana Yazınız




Aşağıdaki haberlerden hangisi ilginizi çekiyor ?

Mehmet Yanık'ın franchising konulu yazı dizisinin son makalesini değerli okurlarımızın beğ

Köşe yazarımız Mehmet Yanık'ın yazı dizisinin franchising veren firmaların yönetim şekille

Mehmet Yanık'ın yazısı dizisinin yeni makalesi fracnhising sektöründe girişimci firma iliş

Mehmet Yanık'ın franchise ile ilgili yazı dizisinin yeni makalesini takipçilerimize mutlak

Mehmet Yanık'ın yazı dizisinin ikinci bölümü franchise almayı düşünenlerin okumayı es geçm

parfüm bayilik bujiteri bayiliği on numara çiğ köfte bayilik
parfüm bayilik bujiteri bayiliği on numara çiğ köfte bayilik
eti beyaz
auto wax bayilik

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi DMCA.com Protection Status