mikrofiber bez bayiliği klima bayilik
Hacıalioğlu çiğ köfte

Kalite Sizsiniz

Tarih: 14 Şubat 2018, 09:28 | Okunma :1248
Yazarımız Mehmet Yanık'ın iş dünyasına yönelik yazı dizisinin ilk makalesini beğeninize sunuyoruz.

Kalite”Sizsiniz (1)

Hergün mutlaka okuyun, aynı sayfaları defalarca, nefsinize okuyun (!?), böylelikle kendinizi tekrar etmezsiniz. Duvar ustası, tuğlaları üst üste koyarak kendini tekrar mı ediyor? Her defasında ince bir hesapla koyar ve şaheserler inşa eder.” Zübeyir Gündüzalp.

iskuruyorum.com yazısı için araştırma yaptığım süreçte, aldığım notları derliyordum. 2017 yılında Türkiye’de 110 bin yeni şirket kurulurken, 40 bin firma kapanmış. Ülke ekonomisi kötü ise 110 bin nasıl kuruldu, iyi ise 40 bin firma nasıl kapandı. Kapanan firmaların çoğu aile şirketi. Araştırmalar aile şirketlerinde üçüncü nesle kalanların sayısının %10 olduğunu gösteriyor. Şirketler kök salmadan, kurumsallaşmadan sönüp gidiyor. Daha vahimi tecrübe aktarımı, ticari kültüre ait miras yok oluyor.

23.01.2018 tarihinde birkaç gazetenin ekonomi sayfasında yayınlandı: “Dünyanın en büyük ilk 3 moda evinin ceo’larının 4 günlük ücreti, Bangladeş’teki bir tekstil işçinsin ömür boyu kazancına denk düşüyormuş.” Konunun sosyolojik, gelir paylaşımı ve diğer boyutları bu yazının konusu değil. Diğer taraftan manzara neden böyle? Sualini sorana rastlamadım. Vicdanî konuşmalar bir yana bahse konu Ceo’ların değer üretme, yönetme; dünya insanlarının beğenisini, giyim zevkini, hassasiyetini, kendilerine olan güvenlerini ve egolarını yönetiyor, yönlendiriyor. Bunun için gecesini gündüzüne katıp araştırıyor, tasarlıyor, projelendirip hayata geçiriyor. Dünya üzerindeki insanları “moda akımı” denen rüzgârla etkiliyor.Bangladeş’teki işçi düşünmüyor, gelen kumaşı ölçüyor, kesiyor, dikiyor, paketliyor. Özünde kesenle diken, ütüleyenle paketleyip taşıyan aynı ücreti almıyor. İşine düşünce kattığı oranda ücreti fark ediyor.

Ayrışma işin operatör ve zihinsel üretimi noktasında ayrışma başlıyor. “V” harfi gibi, bir noktadan iki kol çıkıyor, seçtiğiniz yol sizi diğerinden harfin iki ucu gibi hızla ve keskin olarak ayrıyor. Harfin kolları uzadıkça, operatör ve zihinsel üreticiler arasındaki mesafe artıyor, uçurum boyutu kazanıyor. Zamanla içinde bulunduğunuz kulvardan diğerine geçiş zorlaşıyor, imkânsız hale geliyor.

Biz…

Yakın zamana kadar satılık “doğan görünümlü şahin” ilanları gazetelerde yayınlanıyordu. “1 milyoncu” tabir edilen Çin malı satan dükkânlar her köşe başındaydı. Pantolon alırken “abi beli oturdu mu?” sorusu kaliteyi temsil ediyordu. Tezgahtârın “yeğenime de yakıştı” sözü satın almayı etkileyen en önemli unsurdu.

Ayakkabının bir teki 43 diğeri 44 numara ayakkabıyı satmak, işinde ustalık sayılıyordu.

Yıl 1991,

Ticaret lisesinde tahsil görüyorum, edebiyat dersi hocam okuyuşumda problemi fark edip, göz doktoruna gitmemi söyledi. Doktor muayene sonucunda gözlük yazdı. İstanbul, Kadıköy, Göztepe SSK polikliniklerinin karşısında bulunan …. Optik’e gözlük almaya gittim. Dükkâna girdim, aşağıda yazılı diyalog cereyan etti:

M.Y.: Abi, SSK gözlük reçetesi yaptıracağım. Çerçeveleri görebilir miyim?

Satış elemanı: Abi SSK’nın çerçeveleri çok adi ben sana, şu çerçevelerden vereyim.

M.Y.: Olur abi de, bunlar sağlam mı? 3-5 yıl sonra tekrar çerçeve almak zorunda kalmayayım.

Satış elemanı: Oooo abi sen ne diyorsun ya 3-5 senelik gözlük olur mu? Biz öyle 3-5 senede bir gözlük satarsak aç kalırız.

O gün bir utangaçlık ve çekingenlikle bütçeme göre pahalı bir gözlük aldım. Ödediğim para aile bütçemizden ziyade vicdanıma ekstra yük olmuştu. Sanat ve kültürde olduğu gibi ticari hayatta, inanç sistemine bağlı. Kişi işi ile inancı (dini de diyebilirsiniz) arasında sıkı bağlar bulunuyor. Birindeki aksaklık diğerini olumsuz etkiliyor. Nihayetinde hepsi dünya görüşü, hayat tarzı, üretim / iş yapma biçimi, atmosferik bir iklim ve tüm hayatın ritmini belirliyor.

Ve ben 1991 yılında aldığım gözlüğü inat ettim, 2007 yılına kadar kesintisiz kullandım. Ailemin baskısı ile 2007 yılında yeni bir gözlük aldım.

2006 yılında bir hapishane psikiyatristi anlatmıştı, mahkûmlardan biri alkolik, tedavi görüyor. Bir sebepten erkek kardeşi hastahaneye ziyarete geliyor. Çelişkiye bakın ki kardeşlerden biri alkolik mahkûm, diğeri hukukçu avukat. Psikiyatristin dikkatini çekiyor ve ulaştığı sonuç dikkat çekici: Kardeşlerin babası da alkolik ve suçlu. Bir kardeşi “babam gibi olmayacağım” zihniyeti ile didinip avukat olurken, diğeri “öyle babanın evladından ne olur ki” zihniyeti ile alkolik ve mahkûm oluyor.

Her şey size bağlı. Zihnimizdeki hedeflerimiz, çabalarımız bulunduğumuz noktayı veriyor.

Gıda Sektörü

Günümüz endüstriyel ve hızlı tüketim ortamında bugünün ihtiyaçlarını dünün yöntemleri ile karşılayamayız. Ancak dünün lezzetlerini endüstrileştirip, standartlaştırabiliriz. Gazetelerde lokanta, restoran önerisinde bulunuyorlar; ama aşçı, şef önerisi yok! Yol kenarında, salaş mekânlarda yedeğimiz yemeğin lezzeti hâlâ damağımızdadır. Bir kişinin “İstanbul’daki en lüks restorandaki lezzetin aynısı” dediğini duymadım. Restoranlara, lezzetinden önce ortamın kalitesi için gidiyoruz. Türkiye’de kendi halinde, adı duyulmamış ancak bir yemekte çok iyi olan üstat ve şeflerle tanıştım. Ne yazık ki onlar kendi hallerinde, dünyalarındalar; sektörde olup bitenlere eleştiri getirecek, yeni teklifler sunacak donanıma sahip değiller.

Zengin mirasın, fakir varisleri gibiyiz. Bu durumu değiştirecek kişi veya kişiler yurtdışından gelmeyecek, yine bu topraklarda, bu toplumun içinden çıkacak. Araştırmalar her toplumun ortalama % 2’sinin yüksek zekâlı olduğunu gösteriyor. Toplumun, ülkenin geleceğin yüksek derecede etkili oluyorlar. Üstün bir yeteneğe sahip olmaktan daha önemli bir meziyet var ise, üstün yeteneği keşfedebilme becerisidir. Osmanlı Sultanı Kanuni Süleyman Han, güzide örneklerden biridir:

Yaptıklarım arasında en önemli 3 iş var; (Mimar) Sinan’ı Kayseri’nin Ağırnas Köyü’nden, (Sokollu, kendi dilinde kartal yuvası anlamına gelir) Mehmet’i Bosna, Sokoloviç Kasabası’ndan vaftiz sonrası, Bâki’yi (divan şiiri ve edebiyat üstadı) Bursa’dan alıp cihana kazandırmaktır.

Turizm, aşçılık üzerine okullarımız bulunuyor, sağlam ilmi ve kültürel geleneği belleyemediklerinden sebep eleştirilebilirler. Misafirperverliği ile ünlü Anadolu insanı, Anadolu Selçuklu, Osmanlı Devletinin ana mimari akımlarından han, hamam, kervansaraylarla dolu topraklarda, konaklama ve aşçılık kültürü, dünya mirasına henüz kazandırılamadı. Küresel markaların, çok iyi yerel işletmecileri olmaktan, küresel marka çıkaramıyoruz. İşi sahiplenme, hamallığını ve çıraklığını yapma, çilesini çekme maalesef unutuldu. Yukarıda bahsettiğim ticari kültürel mirasa sahip çıkma bahsi işin içine giriyor.

Turizm sektöründe “gurme turizmi” seçeneği bulunuyor. İnsanlar lezzet ve sağlığı bir arada deneyimlemek istiyor. Lezzet sırlarının sahibi kişilerin torunları firmaları satıyor ve ya yabancı ortaklarla paylaşıyor. Lezzet ülke kültürünün kimliklerinde biridir. Böyle birkaç firma biliyorum. Tabii ki ticari şirketler vakıf, dernek değil, kâr amacı ile kuruluyor, ancak gördüğüm kadarı ile bu firmaların kâr düzeyi tatminkârdı. Yeni sahiplerinin tüm bağları maddiyat üzerine kurulu olduğunda ürün, hizmet kalitesi negatif eğileme yöneldi.

Yurtdışında master franchisee ile büyüyen firmalarımız ve şeflerimiz adını duyurmaya başladı. Eleştiriler genelde fiyat / maliyet analizi üzerinden gidiliyor. Sofistike ürün karşılaştırması yapılacağı günlerde gelecektir. Türk mutfağının dünya literatüründe adı okunuyor. Ancak tüketicinin damağında, hayatında, anılarında yer etmediğinden esamisi okunmuyor. Avrupaya giden işçilerimizin açtığı kebapçılar misali.

Dünyada en kısa 3 kitap nedir? Alman mizahı, Arjantin demokrasi tarihi, İngiliz mutfağı” fıkrasını duymuşsunuzdur. İngilizlerin “fish and chips”i Avrupa ve Amerika’da Türk mutfağından fazla rağbet görüyor. İnsanların beslenme alışkanlıkları arasına giriyor.

20. yüzyılın önde gelen filozoflarından Avusturya doğumlu Ludwig Josef Johann Wittgenstein bir yazısında “biz bir dili değil, dil bizi konuşur” yorumunu yapıyor. Lisanımız sığlaştıkça iş yapma biçimimizde sığlaşıyor. Kültürümüzdeki “âyinesi iştir kişinin; lâfa bakılmaz” vecizesi gibi. Mutafığımız moda tercihler üzerine değerlendiriliyor. Konuşmalar sofistike ve ufuk açma üzerine olmuyor. Havaî fişek gösterisi gibi parlıyor, sönüyor. 2 metrelik ağaç dikecekseniz, 4 tane 50 santim derinliğinde kuyu açmanız hiçbir işe yaramaz. Bir tane iki metrelik kuyuya ihtiyacınız vardır.

Devam edeceğiz…

 

Saygılarımla,

 

Mehmet Yanık

mehmetyanik@hotmail.com

©Bu yazı iskuruyorum.com için Mehmet Yanık tarafından yazılmıştır. Kısmi alıntılar kaynak gösterilerek yapılabilir. Tüm yazı için yazılı izin alınması gerekir.

 

En iyi iş fikirleri listesi için tıklayın..

Yorum Ekle

Konu hakkındaki değerli yorumunuzu paylaşmak için lütfen formu kullanınız. Lütfen bu bölümden bayilik başvurusunda bulunmayınız firmanın telefonunu arayabilirsiniz. Bu bölümden yapılan bayilik başvuruları muhtemelen silinecektir.

Ad / Soyad

Email

Yorumunuz

Onay Kodu Lütfen Aşağıdaki Alana Yazınız




Aşağıdaki haberlerden hangisi ilginizi çekiyor ?

Masum Beyaz diyabet ve obeziteyle mücadeleye yönelik gıda ürünleri satan firma bayilikler

Taner Börek Bayilik: börekçi açmak isteyen girişimcilerin değerlendirebileceği bayilik ver

Doğa Makina 1978 yılından beri Türk sanayisine hizmet etmektedir. Bunca yılın bilgi, birik

Zemin kaplama alanında çözümler sunan Sengrun Zemin bayilikler vererek girişimcilere iş ku

Süs Künefe Katmer Bayilik: Tatlıcı açmak isteyen girişimcilere hitap eden firma bayilikler

klima bayilik
klima bayilik
wafflehouse bayiliği poba döner bayiliği

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi DMCA.com Protection Status